STAR ANA SAYFA - 21 Nisan 2014 Pazartesi

Yüzden kişilik okumanın bilimsel hiçbir yanı yok

Prof. Dr. Erol Göka ve Dr. Murat Beyazyüz’ün kaleme aldığı Gerçek İnsanın Yüzünde Yazar mı? adlı kitap Batı, İslam ve bilim dünyasının yüz tanımaya bakışını inceliyor. Yüz okumanın İslami bir ilim olmadığını belirten Göka “Birinin kaşları, burun ya da kulak yapısı yüzünden ahlaksız, karaktersiz olacağını bir Müslüman’a asla anlatamazsınız” diyor.
Yüzden kişilik okumanın bilimsel hiçbir yanı yok
BERRİN HABERVEREN/bhaberveren@stargazete.com

Karşınızdaki insanın yüzüne bakarak nasıl biri olduğunu anlayabilir misiniz? Bu soruya kimileri evet yanıtını vererek yüzümüzün kişiliğimizin aynası olduğunu söylüyor. Peki ama bunun bilimsel bir yanı var mı? İşte Prof. Dr. Erol Göka ve Dr. Murat Beyazyüz’ün kaleme aldığı Gerçek İnsanın Yüzünde Yazar mı? adlı kitap da bu konuyu ele alıyor. Batı, İslam ve bilim dünyasında kişiliği yüzden tanıma konusunu irdeleyen kitabı Prof. Dr. Erol Göka ile konuştuk.

Kişilikler konusuna bakışımızı belirleyen birçok önyargımız olduğunu söyleyen Göka karşımızdaki insanın kişiliğini çoğu kez anasına atasına, sülalesine hatta memleketine göre anlamaya çalıştığımızı hatırlatıyor: “Fala, burçlara başvuranlar da oluyor. Ancak bazı önyargılar da ‘bilim’ kisvesi altında kendilerini gösteriyor. Yüzdeki anatomik işaretlerden kişiliğin kendini belli ettiği inancı, en güçlü bilimsel görünümlü önyargılardan birisiydi. Tasavvuf çevrelerinde ise bunun ‘İslami ilim’ olduğu sanılıyordu. Araştırmalarımızda gördük ki İslam dünyasında yüzden ya da bedenden yola çıkıp kişilikle ilgili çıkarımlar yapan çalışmalar Eski Yunan eserlerinin tercümesinden sonra yaygınlaşıyor.”

İLMİ SİMA İLE FİZYONOMİNİN KAYNAĞI AYNI

Kaynağında Aristo’nun bulunduğuna inanılan, insanın kişiliğini, ahlaki karakterini yüzündeki anatomik işaretlerden anlamaya çalışan bu görüşlere batı dünyasında ‘fizyonomi’ deniliyor. İslam dünyasında ise yüzden kişilik okuma ilmi sima olarak adlandırılıyor. Göka, aynı kaynaktan beslendikleri için fizyonomi ile ilmi sima adı altında üretilen bilgiler arasında inanılmaz benzerlikler bulunduğunu ama İslam dünyasında yüzden kişilik okumanın bambaşka bir çehreye bürünerek adeta İslamileştiğini anlatıyor: “İslam dünyasında bir dönem yüzdeki anatomik işaretlerden kişilik analizi rağbet ve itibar görmüş olsa da İslam inancında yüz yapısı nedeniyle kaderinin önceden belirlenmiş olduğu, o insanın değişme ve hidayet açısından başkaca imkanının kalmadığı gibi bir yorumun yer bulması imkansız. Bu nedenle ilmi simaya bağlı kişilerin eserlerinde bile insanın yüzündeki anatomik özelliklerden kişilik ve ahlak yapısına ilişkin kesin hükümler vermenin genelleştirilmesinin sakıncaları üzerinde durulduğu görülüyor. Örneğin ‘Bütün uzun boylular ahmak olsa da Ömer müstesna, kısa boylular fitne kaynağı görülse de Ali müstesna’ diye şerh düşmüşler.”

ADETA TECRÜBELERİMİZİ BARINDIRAN BİR ARŞİV

Batıda fizyonominin yüzyıllardır böylesine rağbet görmesinin ve yaygın olmasını Eski Yunan’a uzanan ruh-beden ayrımı inancına dayandığını belirten Göka modern tıbbın temelinde de bu inancın yer aldığını söylüyor. Özellikle tasavvuf erbabının ‘keşf’le ilgili sandığı için ilmi simaya sanki İslami ilimlerden biriymiş gibi değer verse de Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Marifetname’sindeki kıyafetnameden sonra pek yeni bir eser ortaya konulmadığını hatırlatan Göka ilmi simanın batıdaki kadar ilgi görmemesinin nedenini ise şöyle açıklıyor: “Çünkü İslami bilginin derin köklerinde batıdaki gibi keskin bir ruh-beden ayrımı bulunmuyor. Elbette feraset sahibi insanların özellikle kötü niyetli kimseleri simalarından tanıyabilecekleri şeklinde güçlü bir inanç var. Ancak bununla kast edilen yüzdeki anatomik işaretler değil. Bir kimsenin kaşları, burun ya da kulak yapısı yüzünden ahlaksız, karaktersiz olacağını bir Müslüman’a asla anlatamazsınız.”

Yaşlandıkça ya da kaza, sağlık sorunları gibi olaylarla yüzümüzün anatomisinde bozulmalar, değişiklikler gerçekleşebilir. Bu durumda fizyonomiye göre kişiliğin de değişime uğradığını mı söylemek gerekir? Göka bu sorumuza şu yanıtı veriyor: “Bu saydıklarınızdan kişilik özelliklerine işaret edebilecek asıl şey yaşlanma... İnsanın yüzü (dikkat edin topyekün yüzü diyorum yoksa fizyonomistler gibi yüzdeki anatomik işaretlerden bahsetmiyorum), gerçekten de kişiliğimize, yaşadıklarımıza, tecrübelerimize dair birçok işaret barındıran bir arşiv gibidir. Yaşantılarımız, haleti ruhiyemiz, mizacımız, yüzümüzdeki bu arşivde, eda ve mimiklerimizde yerini alır. Sağlıklı bir psikolojinin her yaşantıyla birlikte yüzümüzde anlamlı bir iz bırakmasını bekleriz ama kişilik değişiminden değil de olgunlaşmadan bahsetmek daha uygun.”

BATIDA IRKÇILIĞIN TEMELİ FİZYONOMİYE BAĞLANIR

PROF. Dr. Erol Göka Batıda ırkçılığında fizyonomiye bağlandığını hatırlatıyor: “Batılılar fizyonomi sayesinde suçluları, anarşistleri yüzlerinden tanıdıkları iddiasıyla birçok masum insanı suçlu ilan edip cadı avına girişmenin yanı sıra kendi yüzlerinin insanlığın geri kalanına göre daha yüksek karakteri yansıttığını da ileri sürmüştür.”

MASAYLA İNSANI DA BENZETEBİLİRSİNİZ

İlk fizyonomistlerin kişiliği tanımak için yüzdeki anatomik işaretlerin hangi hayvanlara benzediğinden yola çıktıklarını anlatan Göka bunların bilimsel geçerliliği olmadığını hatırlatıyor: “Bunlar sadece bir tasnif çabası olarak dikkate değer. İki şeyi birbirine ille de benzetmeye kalkarsanız masayla insan arasında bile benzerlikler bulabilirsiniz.”