STAR ANA SAYFA - 23 Temmuz 2014 Çarşamba

Osman Sınav çekti; Anlatması uzun hikaye

Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikaye’sindeki Bulgaryalı Ali’yi aydınlık bir rol model olarak beyazperdeye taşıyan Osman Sınav, özlediğimiz türden bir sevgi masalı anlatıyor.
Osman  Sınav çekti; Anlatması uzun hikaye
Gülcan Tezcan / İSTANBUL

Mustafa Kutlu’nun aynı adlı eserinden Osman Sınav tarafından sinemaya uyarlanan Uzun Hikaye meraklı bir bekleyişin ardından bugün vizyona girdi. Kutlu da Sınav da alanlarında usta iki isim. Dahası ruh dünyaları birbiriyle öylesine örtüşüyor ki Sınav, Kutlu’nun klasik sayılabilecek bu eserini aynı lezzette perdeye taşımış. Başrollerinde Kenan İmirzalıoğlu ve Tuğçe Kazaz’ın olduğu filmin galası da önceki akşam yapıldı. Sevda köylü, şiddete gülümsemesiyle meydan okuyan, hakperest insanları kahramanlaştıran Uzun Hikaye masalsı bir atmosferde hayat bulmuş. Osman Sınav’la Mustafa Kutlu’yla bağını ve Uzun Hikaye’yi konuştuk.

-Bu ilk Mustafa Kutlu uyarlamanız değil... Daha önce de Kapıları Açmak dizi olarak ekrana gelmişti.

Evet, Kapıları Açmak’ı dizi filmden önce sinema filmi olarak uyarlamıştım. Mehmet Aslantuğ’un Antalya’da ilk Altın Portakal’ını aldığı filmdir. Festivalde olay yaratmıştı. O zamanlar Türk filmleri vizyona çıkamıyordu, Amerikan filmlerinden dolayı. Zaten onu başka hiçbir festivalde gösteremedik. Mahkemelik oldu ve filmin negatifleri kayıp şu anda.

-Uzun Hikaye dönem işi ama zamanla sınırlı değil, bugüne çok şey söylüyor...

Evet öyle bir yanı var. Uzun Hikâye bu anlamda eskiyecek bir hikâye de değil. Dönem filmi ama o betimleme açısından öyle. 30 yıl sonra da ‘O filmin şurasında şöyle bir sahne var ya hani, gel bir seyredelim’ diyeceğimiz bir hikâye oldu. Benim de iyi ki bu filmi çekmişim diyeceğim bir iş aynı zamanda.

-Filmin geçtiği dönemlerde kitaba karşı bir düşmanlık var. Ama Ali kendisini engellemek isteyen bir hasmına Nun Suresi’ni hatırlatıyor. Uzun Hikâye’de yok bu. 

Evet yok. Onu biz koyduk. Kitabın ruhuna aykırı olmadığını düşündüğümüz için. Ali’nin kişisel bakışını anlatan bir sûre. Ali şiddet görse bile hiçbir zaman silaha, şiddete başvurmuyor. Bu güce sahip bir adam. Korktuğu için kaçmaz. Orada bana göre ciddi bir hicret metaforu var. Enerjisini ışığın olduğu bir yerde kullanmak istiyor. Negatif, olumsuz insanların arasında, sonuçsuz mücadeleye girmiyor. Bir anlamda umudun olduğu yere hicret ediyor. Kötülükten hep kaçmış, kaçınmış bir karakter. Kenan (İmirzalıoğlu) fiziki yapısı itibariyle şiddete başvurabilecek bir görünüme sahip. Seyirci de bunu bekleyecek. Ama O’nun tek silahı kalem. Nûn Suresi’nde de eli kalem tutanların yazdıklarından bahsediyor. Ali bu anlamda doğru bir rol model. Hangi şartta olursa olsun, oradaki pozitif enerjiyi bulup, bir şekilde hayata geçiren ve bunu çok temiz pak yapan bir adam. Aydınlık bir rol model.

-Doğrucu olduğu için de dokuz köyden kovuluyor...

Sürgün hayatı gibi... Dönemin atmosferini her kasabada başka bir olayla karşılaşarak yaşıyor. Ama şiddete başvurmadan bir mücadele veriyor her gittiği yerde. Şiddete başvurmadan nasıl dik durulabileceği, onurlu durulabileceğini, mücadele edilebileceğini anlatan bir hikâye.

-Uzun hikâyenin çok renkli bir oyuncu kadrosu var

Çok büyük bir kadromuz var. Çok önemli bir oyuncular hepsi. Bazı hikâyeler, bazı filmler vardır ki zaten 8- 10 yılda bir yapılabilir. Bu benim sinematografim açısından öyle bir film. Dolayısıyla bu tür filmler de önemli oyuncularla yapılabiliyor. Senaryoyu okuduklarında ve kitabı okutturduğumda hepsi Mustafa Kutlu dünyasını çok sevdiler.

Mustafa Kutlu’yla aynı çağda yaşamak şanstır

-Mustafa Kutlu’yla bağınız, onun eserleriyle olan ilişkiniz nasıl oluştu?

Onunla bağım 30 yıldan fazla; gençliğimden bu yana okuduğum, tanıdığım bir isim. Onunla aynı çağda, aynı şehirde yaşamak, aynı havayı soluyor olmak bana göre şanstır. Kaldı ki ben onun hikâyelerinden film yapıyorum. Çok önemli benim için. O yüzden kendimi şanslı hissediyorum. Bireysel olarak da ağabeyim, saygı duyduğum bir büyüğüm.