STAR ANA SAYFA - 03 Eylül 2014 Çarşamba

Recep Tayyip Erdoğan “BAŞKAN” olmalı!

Tez cümlemi sebep-sonuç ilişkisi içinde ele almaya geçmeden bazı tespitler yapmak istiyorum;

1- Gösterge faizi 6’lı rakamları test etti, 6-9 arasında taban oluşturmaya devam ediyor. 3 ayda yüzde 50 net faiz verdiğimiz günlerden bu “rakama” gelmek baslı başına bir inceleme konusu. Bu sadece ekonomik bir başarı değil, “finansal Ergenekon’un yok edilme yolunda” olduğunun göstergesi daha açık ifadesiyle;1946 sonrası kurulan “kanımızı emen” küresel-yerel yerleşik sistemin kanüllerinin sökülüp damarımızdan atılması.

2- Türkiye’de “devlet var” algılaması yeniden tesis edildi ve Türk vatandaşları devletin istediği anda “herkesten, her kurumdan, her şirketten, her zümreden” güçlü olabildiğini örnekleriyle yaşayarak gördü... “Dokunulamaz” denen herkese, her kendini “adam” sanana dokunuldu ve herkes şunu gördü; EN GÜÇLÜ İRADE DEVLET!

3- Türkiye’de belli bir dönem “hâkim olan medya grubu”, devlet bizim kontrolümüzde algılaması yaratmış ve manipüle ettiği koalisyon hükümetleri ile sapla-samanı birbirine karıştırmıştı. Özellikle 2007 sonrası Türkiye, IMF boyunduruğundan kurtulunca her şey yerine oturdu! Medya işini yapmaya, hükümetler kendi alanlarında yoluna devam etmeye başladı. Halkın seçtiği Başbakanları don-gömlek karşılayıp hakaret eden medya baronları gitti, yerine Devlet karşısında haddini bilen “patronlar” geldi!

4- TUSİAD’ın eskisi gibi at oynatmasını bırakın, “kastını aşan tek cümle” söylememesi gerektiğini çok iyi idrak etti. TUSİAD’ın oyuncağı olan Devlet modeli çöktü, yerine herkese “yerini bildiren” güçlü yapı geldi.

5- Yerli savunma endüstrisi ayağa kaldırıldı ve “yangın söndürme planı” dahi dışa bağımlı olan silahlı güçlerimizin ihtiyaçları, yerli üretimle karşılanmaya başladı. 2007’ye kadar “bizim görünen F-16’larımızın uçuş kartları” dahi İsrail kontrolündeydi. Türkiye kendi silahını ürettiği gibi dünya pazarına en çok ihracat yapan 8. Üretici oldu!

6- İsrail ve yurtiçi uzantılarına “one minute” dendi! Türkiye, Ortadoğu ve Orta Asya’da liderliğini ilan ederken, yeni dünya düzeni eşliğinde “emperyal-genleşen Türkiye” modeli hayata geçirildi. Bugün ağır saldırı altında olmamız bu modelin “kurulamadığı” anlamına gelmez ! Bir kurt peşinde 100 köpek dolanmadıkça KURT olamaz!

7- Türk sermaye ve finans piyasalarında oynanan oyunlara “dur” denirken, yerleşik düzenin çarkları kırıldı. 2007 öncesi özellikle 2001-2003 arasında Türkiye’de hükümetler finansal manipülasyonlar ile düşürülebilir durumdayken, bu yapı tamamen ortadan kaldırıldı.

8- İçeride “yerleşik düzen”in kullandığı mafya, terör örgütü, hücre yapılanması gibi unsurlara emniyet ve asker tarafından büyük darbe vuruldu. Bu darbenin vurulmasının arkasında yatan tek gerçek Başbakan Erdoğan’ın dimdik sonuna kadar arkalarında durmasıydı. Bu davranış, daha önceki başbakanlarda görmediğimiz çok önemli bir özellikti ve devlet çarklarına hayat verdi.

9- 1990-2001 arasında yapılan inanılmaz doğalgaz anlaşmalarıyla Türkiye’yi gaz bağımlısı kılan hükümetlerin attığı imzaları dengeleyecek şekilde, “yerli enerji kaynakları ile üretim” öne çıkarıldı. Bağımlılık projelerine karşı TANAP başta olmak üzere yeni boru hatları tesis edilme yolu seçildi

10- Türkiye’nin petrol şirketlerinin tekelinde olan karayolları politikası, tamamen değiştirildi ve duble yollarla adeta bir mucize yaratılırken, demiryollarında Cumhuriyet’imizin ilk yıllarındaki ivme yakalandı. “Yabancı petrol şirketleri 50 sene Türkiye’ye demiryolu yaptırmadılar” gerçeği kırıldı ve yeni bir GERÇEK tesis edildi.

11- Sağlıkta aile hekimliği başta olmak üzere çok önemli adımlar atıldı. üreticilerin, ecza depolarının ve eczanelerin, stok imkânlarıyla fiyatları yukarı çekmesi engellendi. İlaç sektöründe % 50 üzerinde fiyat düşüşleri oldu.

12- 2007 sonrasında “Rumların önünde eğilmezsen, bu iş olmaz” diyen Avrupa Birliği’ne yol verildi ve istedikleri hiçbir taviz verilmezken, adeta “varmış gibi yapılarak” ipe un serildi. Çok doğru bir adımdı. Menderes asıldıktan sonra ilk defa bir Başbakan Menderes’in asılmasıyla elinden düşen bayrağı aldı ve “Şangay” diyebildi!

Sevgili dostlar, “kanımızı canımızı emenlere dur dendiği” daha onlarca adım, yüzlerce madde yazabilirim...Bu hamlelerin hepsinin arkasında, inanmış, inatçı kişiliğiyle duran tek bir isim vardı: Recep Tayyip Erdoğan...O dimdik durmasa, Edirne’den Hakkâri kırsalına kadar görev yapan memura “Yap arkanda devleti yöneten siyasi otorite olarak biz varız” demese, inanın bu adımların hiçbiri atılamazdı, kan emici kuruluş ve bireylere “YETER” denemezdi ! İşte bu gerçeklerden yola çıkarak “şu parti, bu parti detayına girmeden” sadece şunu söylüyorum; BU YOLUN ARKASINDAKİ İRADE olan Recep Tayyip Erdoğan “BAŞKAN” olmalı ve başlanan kavga bitirilerek Türkiye kuruluşunun 100. Yılında tam bağımsız, özgür, güçlü bir cihan DEVLETİ olarak yoluna devam etmeli...

Sonuç: Erdoğan “yerleşik düzeni” yendi, Rubicon’u geçti, hedefe varmak üzere... Bu yolda hedefe BAŞKAN olarak varmalı ve Türk Milleti için ortaya koyduklarına MİLLET de “BAŞKAN’ı” sıfatıyla cevap vermeli...

Son söz: Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin “içerideki-dışarıdaki yerleşiklerinden, sülüklerinden, pisliklerinden” tam arınması” adına en az bir dönem daha tek başına “muktedir” olmalı...Bütün siyasi kaygılardan, kafa karıştırmalardan ve yaratılan ortamda ortaya çıkan duygu ve düşüncelerinizden arınarak yapılanları bir daha düşünün, bana hak vereceksiniz...BAŞKAN, düş önümüze, atalım son adımları da birlikte!