STAR ANA SAYFA - 02 Ekim 2014 Perşembe

Yargı darbesi...

Başlıktaki kavram, tipik bir ku-de-ta (coup d’etat) olarak adlandırılır. Hedefi, devlet içinde yerleşik bir azınlık/bürokratik grup tarafından (Soğuk Savaş yıllarında ordu) seçilmiş hükümetin en hızlı şekilde yıkılmasıdır. 2012 yılından bu yana, “dünya güçleri”nin askerler yerine “anayasa mahkemeleri”ni kullandığını izliyoruz.

Misal, 15 Haziran 2012’de Mısır’da yaşandı. Ülke, büyük bir kampanya içinde ilk serbest seçimlerle işbaşına gelecek cumhurbaşkanını seçmeye hazırlanıyordu. Anayasa Mahkemesi, toplandı, tek taraflı bir kararla, Müslüman Kardeşler’in çoğunluğu elde ettiği Meclis’i fesh etti, hatta, Hüsnü Mübarek’in son başbakanı Ahmet Şefik’in Muhammed Mursi’ye karşı aday olabileceğini kararlaştırdı, bütün idare yetkisini ise, orduya aktardı. Ülke karıştı, Mursi cumhurbaşkanlığı yarışından çekilmedi, seçildi, Mısır’ın elitlerinin Anayasa Mahkemesi üzerinden gerçekleştirdiği ku-de-ta işe yaramadı, tam bir yıl sonra bu kez ordu yönetime el koydu, Mursi ve Müslüman Kardeşler’in yöneticilerini de cezaevine koydu. Darbe yönetiminin Cumhurbaşkanı ise Anayasa Mahkemesi Başkanı Adli Mansur oldu!..

Tayland... İlginçtir...

Lafı uzatacak değilim, meraklısı girer googla okur, Türkiye’nin iktidar partisinin, hakkındaki kapatma davasıyla uğraştığı bir dönemde (2008)  bugün sokak gösterileri ile çalkalanan  Tayland’da iki Anayasa Mahkemesi kaynaklı “yargıdarbesi” yaşandı. Tayland Anayasa Mahkemesi’nin, 2006 darbesinden sonra yazılan anayasa çerçevesinde 2008 yılında üç ay arayla iki hükümeti görevden alması ilginçtir. Bugün bu ülkede 2006 darbesinde yıkılan Thaksin’in kız kardeşi başbakan ama, bir yanda ordu, diğer yanda Anayasa Mahkemesi, daha ne kadar o koltukta oturabilir, ayrı bir soru işareti.

Gilani örneği...

Tahminim, Tayland gibi, askeri darbelere sahne olmuş, oligarşik vesayet sistemine sahip bir ülkenin yargı üzerinden vesayeti sürdürme uygulamalarının Mısır’dan önce Pakistan’a örnek olduğudur.

2008 yılında başbakan olan Yusuf Rıza Gilani’nin, 26 Nisan 2012 günü Pakistan Anayasa Mahkemesi tarafından görevinden alınması, Mısır Anayasa Mahkemesi’nin sözünü ettiğim kararından yaklaşık 2 ay öncesine denk geliyor. Pakistan Anayasa Mahkemesi, ülkenin seçimle işbaşına gelmiş başbakanını, merhume Benazir Butto’nun o sırada cumhurbaşkanı olan  eşi Asıf Ali Zerdari hakkındaki yolsuzluk iddialarını soruşturmamakta gösterdiği direnç nedeniyle görevinden almıştı.

Dr.Kadri’nin sivil darbe girişimi...

Söz, Pakistan’dan açılmışken, Muhammed Tahir-ül Kadri’den söz etmek gerekiyor. Pencab Üniversitesi hukuk profesörlerinden, aynı zamanda ülkenin önde gelen  Sufi din adamlarından. 1981 yılında kurduğu Minhaj-ül Kuran sivil toplum kuruluşu ile biliniyor. Bu STK, “ılımlı dini değerlere” sahip, “dinler arası diyaloğu” benimseyen, özellikle eğitim alanında önemli işler yapan bir hareket olarak değerlendiriliyor. Dr.Kadri, Müslüman-Hıristan Diyalog Forumu Başkanı ve bu forumda Müslüman ve Hıristiyan din adamları bir arada çalışmalar yürütüyor.

Bu kadar olumlu bir hareketin lideri olarak, Pakistan’da İslam’a hakaret edenlerin dini ne olursa olsun idam edilmesini öngören kanunun arkasındaki isim olduğunu kabul etmesi ülkesinde ve dünyada “şok” yaratmıştı!..

Dr.Kadri, 7 yıl, aynı zamanda vatandaşı da olduğu Kanada’nın Toronto kentinde yaşadıktan sonra, Ocak 2013’te işbaşındaki Raja Pervaiz Eşref hükümetini devirmek için ülkesine döndü. Dr.Kadri’ye göre, yolsuzluğa bulaştığını ileri sürdüğü Eşref hükümetinin büyük bir yürüyüşle sonlandırılması gerekiyordu. Öyle de yaptı. 14 Ocak 2013 günü Lahor’dan yola çıktığında yanında 10 bin kişi vardı, hesabı İslamabad’a bir milyon kişiyle dayanmaktı ama parlamentonun önüne geldiklerinde yalnız 25 bin kişiydiler. Ama bu arada Pakistan Anayasa Mahkemesi, yine üzerine düşeni yapmış ve Başbakan Eşref hakkında yolsuzluk soruşturması açmıştı!.. Eşref hakkındaki iddialardan aklandı...

Siyaset hedef olduğunda...

Türkiye 28 Şubat sürecinde Meclisi’ndeki en büyük gruba sahip bir partiyi, Refah Partisi’ni, Anayasa Mahkemesi’ndeki dava sonucu(1998)  kapatmış bir ülke... “Yargıdarbesi” örnekleri için bu kadar uzağa gitmeye gerek var mı, bilemem...

Başbakan’ın son günlerdeki açıklamaları alarm verici...

Yargı, kendini “milli irade”nin üzerinde görmeye başladı mı, siyasetin dikkatli olması gerekir... Sözüm yalnız AK Parti’ye değil... Bütün siyasi partilere...

“Milli iradeye” dönük her taarruz, “oligarşik” kimlik taşır... Bu tür bir gelişmenin devamında yalnız hedefteki parti değil, tüm siyaset ezilir...

Endişeliyim...